Ferhat Çetinoğlu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Güncel
  4. Bir İnsan Önce Haramı Helali Bilecek

Bir İnsan Önce Haramı Helali Bilecek

ferhat cetinoglu kose yazisi Bir İnsan Önce Haramı Helali Bilecek

Hayat, insanın yaptığı seçimlerin toplamıdır. Ancak doğru seçimler yapabilmek için önce doğruyu ve yanlışı bilmek gerekir. İşte tam da bu noktada, haram ve helali bilmek devreye girer. Çünkü bir insan önce haramı ve helali bilecek ki, hayatını ona göre şekillendirebilsin.

Toplumun ve bireyin huzuru, kişinin vicdanen rahat olmasıyla mümkündür. Toplumu bireyler, bireyleri aileler, aileleri ise anne ve baba şekillendirir. Haramı helali bilmeyen insan, yanlışın peşinde koşar, günü kurtarmaya çalışırken uzun vadede kaybeder. Oysa harama el uzatmayan, helal gözeten biri, kazancının bereketini ve gönlünün huzurunu her daim hisseder. Aile, bireyin ahlaki değerlerini şekillendiren en temel kurumdur. Bu yüzden, bireyin hayatında haram ve helal bilincinin oluşması, çevresindeki rol modellerin tutumlarıyla doğrudan bağlantılıdır.

İnsanın karakteri ve ahlaki değerleri, yetiştiği ortamın yansımasıdır. Doğru ve yanlış arasındaki çizgiyi belirlemek, yaşadığı çevrenin ona sunduğu değerlerle şekillenir. Kendi seçimlerini yapabilecek yaşa geldiğinde, geçmişte edindiği ahlaki ilkeler ona rehber olur. Çevresindeki büyüklerin dürüstlük, adalet ve sorumluluk konusundaki tutumları, onun hayata bakışını doğrudan etkiler. Helal kazanç ve doğru yaşam biçimi gözetilen bir ortamda yetişen kişi, bu değerleri içselleştirir. Ancak haramı meşru gören bir çevrede büyüyen biri, yanlışları alışkanlık haline getirme eğiliminde olur. Bu yüzden, sözlerden öte, sergilenen tutum ve davranışlar, yeni neslin ahlaki gelişiminde belirleyici bir rol oynar.

Günümüz dünyasında birçok değer yıpranıyor, doğrular eğilip bükülüyor. İnsanlar, makam ve mevkilerini kötü niyetle kullanarak kendi çıkarlarını toplumsal değerlerin önüne koyuyor. Gücün ve yetkinin yanlış ellerde olması, adaletin zedelenmesine, haksız kazançların artmasına ve dürüst insanların zarar görmesine neden oluyor. Üstler astlarını, işverenler işçilerini, amirler emrindekileri hor görerek haklarını hiçe sayıyor. Güçlü olanın zayıfı ezdiği, emeğin sömürüldüğü, alın terinin karşılık bulmadığı bir düzen, toplumu çöküşe sürükler. Oysa adalet, sadece mahkeme salonlarında değil, iş yerinde, yönetimde ve hayatın her alanında gözetilmelidir. Bir insan, sahip olduğu mevkiyi halkın ve hakikatin yararına kullanmadığında, kısa vadede kazanç sağlasa da uzun vadede toplumun güvenini kaybeder. Örneğin, adaleti sağlamakla yükümlü bir kişi, kendi çıkarları uğruna taraflı kararlar aldığında, sadece bireylere değil, tüm topluma zarar vermiş olur. Veya halkın refahı için çalışması gereken bir yetkili, menfaatlerini önceleyip yolsuzluğa bulaştığında, bunun etkileri nesiller boyu sürebilir.

Ancak vicdanı temiz, ahlakı sağlam bir birey olmak için değişmeyen ilkeleri benimsemek şarttır. Adaletin olmadığı yerde ne huzur ne de güven kalır. Her birey, hak ve hukuk çerçevesinde hareket etmeli, başkasının hakkına göz dikmemelidir. Haramın ve helalin sınırlarını bilmek, kişiyi yanlış yollara sapmaktan alıkoyar ve hayatını istikamet üzere tutmasına yardımcı olur. Hırsızlık yalnızca bir başkasının malını çalmak değildir; bir işçinin emeğinin karşılığını geciktirmek, hakkını zamanında vermemek de bir çeşit haksızlık ve hırsızlıktır. İşçinin emeği, alın teri kurumadan verilmelidir. Çünkü hak, sahibine zamanında teslim edilmediğinde, vicdanlarda derin yaralar açar ve toplumsal düzeni bozar. Bir insan, kendisine yapılmasını istemediği haksızlığı başkasına yapmamalıdır. Eğer herkes kendi üzerine düşeni adaletle yerine getirirse, toplum daha yaşanabilir bir hale gelir.

Bir insanın attığı her adım, yaptığı her seçim, karakterini belirler. Helal lokma, helal kazanç, hayat huzurla yaşansın diye vardır. Unutmamak gerekir ki, ne ekersek onu biçeriz. Eğer helali hayatımızın merkezine koyarsak, huzur ve bereket de bizimle olur. Ancak haramın peşinde koşarsak, kısa vadede kazanç sağladığımızı sansak bile uzun vadede kaybedenlerden oluruz. Çünkü adaletin er ya da geç tecelli edeceğini unutmamak gerekir. Adaletin yerini bulduğu, insanların birbirine güvenle yaklaştığı bir toplumda huzur ve refah hâkim olur. İşçinin hakkının zamanında verildiği, yöneticilerin adaletle hareket ettiği, bireylerin birbirine saygı gösterdiği bir düzen, mutlu ve güçlü bir toplumun temelini oluşturur. Adaletli bir toplumda insanlar geleceklerinden endişe etmeden yaşar, huzur içinde üretir ve paylaşır. Çünkü hak gözetildiğinde, bereket artar; zulüm çoğaldığında ise toplum çürür. Bu yüzden, sadece bireysel değil, toplumsal bir sorumluluk bilinciyle hareket etmek gerekir.

Her birey kendi hayatının mimarıdır. Bu yüzden vicdanını, ahlakını ve inancını pusula yaparak doğru seçimler yapmalı, hem bu dünyada hem de ahirette huzur bulmanın yollarını aramalıdır. Hakkın ve adaletin hâkim olduğu bir toplumda, bireyler kendilerini güvende hisseder, yardımlaşma ve dayanışma artar, böylece herkesin mutlu ve huzurlu olduğu bir dünya inşa edilebilir.

Adaletin hüküm sürdüğü bir dünyada buluşmak üzere…

Güçlülerin değil, hakkın üstün tutulduğu bir dünya mümkün. Ancak bunun için bireylerin kendi sorumluluklarını bilmeleri, adaletli olmaları ve başkalarının haklarını gözetmeleri şarttır. Eğer toplum olarak helali rehber edinir, adaleti temel kılarsak, huzur ve güven içinde yaşayabiliriz. Herkesin emeğinin karşılığını aldığı, insan onurunun korunduğu bir dünyada buluşmak dileğiyle…

Bir İnsan Önce Haramı Helali Bilecek
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir